|
İspanya dünyanın en iyisi... 'Matadorlar', 2010 Dünya Kupası finalinde Hollanda'yı uzatmayla giden maçın 116. dakikasında Iniesta'nın attığı golle mağlup ederek tarihindeki ilk Dünya Şampiyonluğu'na ulaştı. Portakallar üçüncü kez finalde kaybederken mücadelede 9 sarı, bir de kırmızı kart gösterildi. İberyalılar böylece Avrupa Şampiyonluğu unvanının yanına Dünya Şampiyonluğu'nu da eklediler. Bu sonuçla ahtopot Paul'ün tahmini bir kez daha tuttu .
BAĞIŞ ERTEN
Maçın başında, ne ‘total İspanya’ umurumda, ne de Hollanda’nın Mourinho’vari oyunu. Galeano’nun rahle-i tedrisine uygun olarak sadece güzel hikâyeler dileniyordum. Ne demişti Valdano o meşhur 1986 çeyrek finalinde? “Maradona bütün İngiliz defansını ipe dizip golü attıktan sonra ben topu kaleden alan adamdım. Böylece o sahnenin bir parçası oldum. Bu Van Gogh’un bir resminde rol almak gibidir.” Bu tip bir masal bu finalde de çıksa fena mı olurdu? Oysa maç daha çok Sun Tzu’nun ‘Savaş Sanatı’nı andırıyordu, ki o kitapta bile sanat savaşa galebe çalar. Böyle güzel bir kupaya bu tip bir finali reva görmeselerdi ki keşke. Hele de Hollanda. O şanlı tarihe ayıp olmadı mı? Kaybederken bile yakışıklı kaybetmek varken nedir bu yani! Neyse ki iniesta var, ahtapot Paul var, futbolun bu turnuvada bizi hiç yalnız bırakmayan adaleti var.
İlk hamle beşte Ramos’la geldi. Onun artçısı da Villa’nın volesiydi. Bütün bunların maçın kümülatif etkisini İspanya’ya kaydırıyordu. Hollanda’nın buna cevabı sert oldu. Metafor olarak değil, bildiğiniz sertlikten bahsediyoruz. Bu yüzden ilk yarım saat sadece faul ve sarı kart izledik. 37’de Portakal renkli korner organizasyonu ve 45’te direk dibine giden Robben şutu ile bağladık koca devreyi. Keyfi az, faulü bol, ‘kemiksiz’ süresi sınırlı bir ilk yarıydı. Takımların bu versiyonu çöpe atıp ikinci yarıda yeni bir sunum hazırlamasından başka bir umudumuz kalmamıştı. 48’de kornerden gelen topa Capdevilla dokunsa karşılaşma yepyeni bir formata dönerdi; olmadı. İspanya’nın oyun inisiyatifi de, Hollanda’nın akılcı pres tuzağı ve sarı kart pahasına sertliği de sürüyordu. Oyun biraz olsun lezzet kazansa bunu da göz ardı ederdik. Ama henüz yaprak kıpırdamıyordu. Ta ki 62’de Robben’ın kaçırışına dek. Sneider’in muhteşem pasını gole çeviremedi Van Gaal’in öğrencisi. Maç biraz olsun gevşedi böylece. Yanış anlaşılmasın, kartlar yine uçuştu ama heyecan da bir tık arttı. 70’de Navas’ın harika kesmesine Villa iyi vursa, ya da 77’de Ramos’un kafası ağları bulsa sadece skorbord değil tarih de değişirdi. Ama Hollanda vatan-millet-Amsterdam savunmasına çoktan geçmişti. Sneider son adam oldu, Robben sol beke yardım eder hale geldi. 83’te istedikleri kontrayı buldular ama Puyol yüzünden dengesi bozulan Robben son hamleyi yapamadı. Bunlar sonuç vermeyince uzatmalara kaldık. İyi de oldu, çünkü iki ekip de bize daha fazlasını sunmak zorundaydı. Öyle de yaptılar. Uzatmalarda İspanya akın akın gelmeye başladı. 92’deki penaltı itirazı, ardından 95’te Fabregas’ın kaçırdığı, 99’da Iniesta’nın tereddütlü vuruşu, 100’de Navas şutu... herhangi biri gol olabilirdi ama kader en güzelini onlara sundu. Son 10 dakikada 10 kişi kalan Hollanda’nın direncini sahanın en incecisi İniesta kırdı. Sanki ilk dakikadan itibaren penaltıların soğuk giyotinini isteyen Portakallar kalakaldı. Tarih yazmak uğruna geleneğini reddeden Hollanda’ya revayı hak oldu doğrusu. Tarih ne olursa oynamaya çalışan İspanya için şapka çıkartacaktır. NOT: Vuvuzela’ydı, oydu buydu derken şımarıklık ve huysuzlukla başladığımız kupa, bize nefis sahneler, muhteşem öyküler sundu. Artık insaniyet namına onca borcumuzun yanı sıra, Afrika’ya bir de gönül borcumuz var. Bu sebeple, FIFA ve sponsorlar karlarına kar eklemeden önce Afrika’ya iki gıdım bir şey yapmalı. Yoksa koca kıtanın ahını alacaklar. FİNALDEN NOTLAR * İspanya kupayı kazanarak bir istatistiği de tarihe gömdü. Kupada şimdiye kadar hiçbir takım ilk maçını kaybettikten sonra mutlu sona ulaşamamıştı. Ancak Matadorlar, Güney Afrika'daki ilk karşılaşmasında İsviçre'ye 1-0 yenilse de zafere ulaştı. Kaynak: Radikal.com.tr
|