ERTUĞRUL MAVİOĞLU
ANALİZ
“Metropolde de eylem olsa, nerede olsa, tek bir sivilin zarar görmemesi bizim temel ilkemiz olacak. Geçmiş dönemde de oldu, ama artık olmayacak. Evet bizden kaynaklı hatalar oldu. Yeri gelse, zamanı gelse kendimizden kaynaklı bu hatalar için özür de dileriz, telafi etme yoluna da gideriz. Ama unutmamak gerekir ki, bize ait olmayan eylemleri de devlet bizim üzerimize yıkmaya çalıştı. Buna rağmen biz, bizden kaynaklı eylemlerde hiçbir sivilin zarar görmemesi için tüm güçlerimizi, eğitimden geçirmede, anlayış kazandırmada daha emin ve güvenli biçimde konuşabilirim. Asla olmayacak. Benim topluma yönelik mesajlarım da bu yöndedir.”
Bu sözler, Kandil dağında tam tarihiyle 16 Ekim 2010’da yaklaşık saatiyle sabah saat 11.00’de PKK’nın dışarıdaki bir numaralı ismi Murat Karayılan tarafından söylendi.
Şimdi soru şu: Bu sözler deklare edilmiş bir özeleştiri ve tüm dünyaya verilmiş net bir taahhüt ise, İstanbul Taksim Meydanı’nın göbeğinde sadece polislere değil, sivillere de ciddi zarar veren bu bomba da neyin nesi?
Ne devletin, ne de biz gazetecilerin elinde Taksim’deki patlamayla ilgili elle tutulur veriler var. Sadece CNN İnternational’e açıklama yapan Roj kodlu bir PKK’lının açıklamaları. O da “Bilmiyoruz” diyor. “Ama Karayılan’ın sivillere ilişkin açıklamaları geçerlidir.” Bu yazıyı hazırlarken, ölen eylemcinin kimliği dahi tespit edilememişti. Ama yine de güvenlik yetkililerinin ‘olağan şüpheli’ olarak PKK üzerinde yoğunlaştıkları biliniyordu.
Taksim’in farkı
Taksim’de gerçekleşmiş bir bombalı saldırıdan söz ediyoruz. Öncelikle ne eylemi gerçekleştirenleri, ne de bu eylemi savunacak olanları, “Hedef oradaki polis noktasıydı, siviller hedef değildi” açıklaması kurtarır. Çünkü Taksim İstanbul’da hiçbir semtte görülmeyen bir kalabalığı taşıyor sırtında. Sadece bir alışveriş ya da yeme içme merkezi değil, aynı zamanda neredeyse İstanbul’daki bütün kültürel etkinliklerin, protesto gösterilerinin, basın açıklamalarının yapıldığı, sesini duyuramayanların az da olsa kendilerini ifade edebildikleri bir bölge. Burada patlayan bir bombanın, gerçek hedef kim olursa olsun doğrudan halka yönelik olduğu bu nedenlerle herkes tarafından bilinir.
İhtimalleri konuşuyoruz. O halde sayfanın orta yerine büyük bir terazi çizip kefelerde ne var ona bakmak gerek. Birinci kefede “PKK yapmış olamaz” yazsın, ikinci kefede ise “Kesin PKK’nın eylemi” cümlesi. Bakalım hangisi ağır basacak?
Tez: PKK yapmış olamaz
Bu tezin sahiplerinin şöyle ayrıntıları dile getirmesi muhtemel: Çünkü örgütün lideri Murat Karayılan’ın “bundan sonra sivillere zarar gelmeyecek” açıklamasının Radikal’de yayımlanmasının üzerinden sadece birkaç gün geçmişken buna asla izin vermez. Çünkü patlamanın bir gün sonra İmralı’da gerçekleşeceği bilinen Aysel Tuğluk – Öcalan görüşmesine sekte vuracağını bilir. Çünkü eylem 1 Kasım’da değil, 31 Ekim’de gerçekleşti, yani henüz ateşkes bitmemişti. Çünkü PKK’nın çok uzun süreden beri intihar saldırıları yapmadığı, üstelik bunu bir eylem biçimi olmaktan çıkardığı, şehirlerde tuzaklama yöntemlerine başvurduğu sır değil. Öte yandan bu eylemin PKK’nın içindeki gruplar tarafından gerçekleştirildiği söyleminin zemini yok. Kandil’in örgüt içinde kesin denetiminin bulunduğunu Karayılan çok açık biçimde dile getirdi.
Tez: Kesin PKK’nın eylemi
Bu tezin sahipleri de şöyle düşünceler öne süreceklerdir: Çünkü PKK’nın geçmişte de verdiği pek çok sözü yerine getirmediği hafızalarda. Yıllarca sivilleri öldürmüş ama özür dilemeyi bile “gerekirse” takılarıyla anlamsızlaştıran bir örgütten tam da bu beklenir. Çünkü PKK,devletin ‘Kürdistan’ı her gün cehenneme çevirdiği tezini savunuyor. Kürtlerin yaşadıklarını biraz da Türklere yaşatmanın yararlı olacağını bile düşünüyorlar. Çünkü ateşkes dedikleri sürecin toplamında pek çok eyleme imza attılar. Çünkü gerçek manada barış istemiyorlar, o yüzden Tuğluk – Öcalan görüşmesini dinamitlemek onların işine gelir. Çünkü her patlayan bombanın, her sıkılan kurşunun pazarlık güçlerini artırdığına inandırmışlar kendilerini. Kimse PKK yapmadı demesin, PKK içinde denetimsiz grupların var olduğunu biliyoruz. Yaparlar ama üstlenmezler.
Geçitli’yi anımsamak
İhtimaller üzerine konuşmak böyledir işte. Bu nedenle belki de, dönüp yeniden Hakkari Geçitli’de gerçekleştirilen katliamın zamanlamasına bakmak en doğrusu. Geçitli’deki katliamı yapanlar, BDP eş başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş’ın Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile ‘gizli bir görüşme’ yapacaklarını biliyorlar mıydı? Geçitli’de dokuz yurttaşı bir minibüsün içinde toprağa gömen bombanın aynı zamanda bu görüşmeyi de dinamitleyeceğini hesaplamışlar mıydı? Geçitli’yi PKK ‘biz yapmadık’ diyor. Devlete göre ise Geçitli ‘Kesin PKK’nın eylemi.’
Barış ihtimaline dinamit
Hafızaları zorlarsak, benzer türde çok fazla olay görürüz yakın tarihimizde. Ve ‘barış ihtimali dinamitlendi’ şeklinde pek çok haykırış.
Bombanın patladığı gün olan 31 Ekim çok kritik bir tarihti; ateşkesin son günü olması itibarıyla. PKK ateşkesi bitirip bitirmemeye ilişkin son kararını açıklamamıştı henüz. Üstelik BDP Kadın Meclisi Kongresi’nden şu net çağrı çıktı: Ateşkes uzasın! Tuğluk - Öcalan görüşmesinin sonucu da ateşkes kararı üzerinde etkili olacaktı. Oysa şimdi herkes bombanın şaşkınlığı ve öfkesi içinde. Kan aktı yeniden işte dil susar mı bu durumda?
Kaynak: Radikal.com.tr