Bazen imkansız gözükenler hayata geçirilir,
Bazen doğanın ödülü olarak bizlere sunulanlar göz ardı edilir,
İstemeyerek ya da isteyerek…
Denizi olmayan
Ya da Avrupa’da bir çok benzer örnekler…
Doğası turizme pek de elverişli omayan Paris,
Her yıl yığınla turist çeker,
Demir bloklardan ibaret olan Eyfel Kulesi ile…
Bizlerse elimizden geleni fazlasıyla yaparız, çırpınır dururuz adeta,
Doğanın sunduğu imkanları göz ardı etmek için.
Orhangazi’den bahsetmeden önce, İznik’in uzun yıllardır sürdürdüğü politikasından bahsetmek istiyorum.
Dikkatinizi çekmiştir,
İznik’in doğası, fiziki koşulları yüzlerce yıl öncesinden farklı değil.
Neden?
İznikliler genel olarak sanayiye karşı çıkıyor.
Sanayinin doğal yapılarını bozacağı, tarihi değerlerini yok edeceği düşünülerek gelişime yüz çeviriliyor;
İstanbul, Gebze ve Kocaeli gibi sanayi devlerinin yanıbaşında…
Öncelikle söylemeden geçmek istemiyorum.
Sanayi İznik’in doğal yapısını bozar mı?
Evet, buna katılıyorum.
Peki doğal yapıyı bozmadan sanayi getirilemez mi?
Buna da evet…
Bal gibi de getirilir.
Örneğin, şehrin çevresine 10 km.lik bir çember oluşturursun,
Bu çemberin içine sanayiyi sokmazsın,
Şehir tarihi ve doğal değerleri ile bozulmadan durur,
Çemberin biraz dışına sanayiyi getirirsin,
Hem sanayi, hem de tarih bir arada geçinir giderler.
Bu bahsettiğim sadece bir örnekten ibaretti,
İznik’in gölü değerlendirememesi ise apayrı bir konu…
Gelelim Orhangazi’ye.
Orhangazi bugüne kadar İznik Gölü’nü değerlendirebildi mi?
Şüphesiz hayır.
Bu yönde ciddi adımlar oldu mu?
Yine hayır…
Hadi gölü değerlendirmedik,
Gölün avantajlarını tarafımıza kazandırabildik mi?
Konuyu açayım.
Orhangazi Aka Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı ve Kalite Koordinatörü Bayram Kazancı,
Önemli bir noktaya dikkat çekti;
“Evlerimizi gölü görmeyecek şekilde inşa etmişiz.
Yazıktır, kendimize haksızlıktır.
Hayalim, Orhangazi’de gölü görmeyen ev olmamasıdır.
İnsanlar suyu görecekler, medeniyeti görecekler, haftada bir defa suyun kenarında yürüyecekler…”
Baştan sona kadar fazlasıyla haklı.
Orhangazililerin göl ile kopukluğu gerçeğini kimse inkar edemez sanırım.
Göle yeterli ulaşım imkanlarının olmadığı bu dönemde,
Bakın kendimize nasıl haksızlık ediyoruz;
On yıllardır yamaçlara evler yapıldı durdu,
Bir şehir planı olsaydı,
Tüm yapılar gölü görseydi, herkesin gözü gönlü açılsaydı.
Orhangazi’nin yapısı çanağı andırıyor,
Yani göl Amfi Tiyatro’nun sahnesi,
Orhangazi’nin yamaçları da Amfi’nin basamakları olamaz mıydı?
Sabah ayrı, öğle başka, akşam değişik figürlerle göl ahenkle dans edemez miydi?
Bunlar artık imkansız noktasına geldi.
Yanıbaşımızdaki değerleri elimizle itmekle kalmadık,
Gözlerimizi de kapattık.
Yarın otoban geçtiğinde gölle ilişiğimiz iyiden iyiye kesilecek.
Ehh, artık kendimizi yer yer dağa çayıra vururuz,
Keçileri otlatır, traking yapar, arada bir Fındıklı’ya yürürüz…