Hayata ilk başladığımız yıllarda sıkça duyduğumuz bu sözün aslında hayatın gerçeği olduğunu kabullenmek bir ömür alıyor galiba? Ne kadar ilginç! Aslında daha yeni yeni yaşamı öğrendiğimiz zamanda bize bu sözcüklerle her şeyin geçici olduğu düşüncesi aşılanmış da, bazılarımız bunu hayatı boyunca düşünüp anlayamıyor!
Her şeyin sonu var. En kötünün de en güzelin de.
Kimisi bu çirkin dünyaya gelmemek için daha anne karnında vazgeçiyor yaşama tutunmaktan. Sağlık merkezleri anne-baba olalım bencilliği ile bu sahte dünyaya çocuk getirmek isteyenlerle dolu. Yaşamdaki sahte gıdalardan, zehirlendiğimiz ve hastalıklar kaptığımız havalardan, küresel ısınmadan, elektromanyetik dalgalar, çanak antenler, baz istasyonlarından mıdır yoksa küçücük çocuklarının bile başının belası stres problemlerimizden midir bilinmez, bebekler bile doğmadan kopup gidiyorlar bu dünyadan.
Dünyaya gelinse ne oluyor ki? Herkes ve her şey ‘bir varmış bir yokmuş’ oluyor.
Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar ailenizden yitirdiğiniz büyükleriniz, devlet liderlerimiz, kahramanlarımız, örnek insan olarak gördüğümüz düşünürlerimiz, bilginlerimiz, kendi alanlarında elde ettikleri başarılarla isimlerini ölümsüzleştirmiş olanlar, şimdi heykellerini diktiklerimiz de bu dünyadaydılar. Onlar da çocuk oldular, genç oldular. Ama uzun ama kısa yaşadılar ve şimdi ‘bir varmış bir yokmuş’ oldular ve cisimleri yeryüzünden eksildi. Ya isimleri? Ya yaptıkları? Onlar duruyor.
Haberlerde duyuyoruz. ‘Bir varmış bir yokmuş’ dedirtecek isimlerin ölüm haberlerini Sanki onlar hiç ölmezmiş gibi geliyor. Para-pul, itibar onlarda, her imkanları var ellerinin altında, korumalar, en iyi yiyecekler, lüks yaşam, ne para hesabı yaparak yaşamak zorundalar, ne de yiyeceği, giysiyi, imkanları kısıtlı kullanma mecburiyetleri var. Diledikleri her şey ellerinin altında, dediklerimiz de ‘bir varmış bir yokmuş’ oldular, oluyorlar ve olacaklar. Michael Jackson gibi dünyada ismini bilmeyen bir kişinin dahi olmayacağını düşündüğüm bir sanatçı bile tüm varlığına rağmen yok olabiliyorsa bu dünya da ‘bir varmış’ olup da ‘bir yok olmuş’ olacak ne var?
Sadece grizu patlamalarında maden işçileri ve mühendisler, mayınlarla, saldırılarla erlerimiz, trafik canavarıyla sevdiklerimiz, kanser belasıyla normal vatandaş olan, hayatta hiçbir zaman tam olarak rahat yüzü göremediği yetmezmiş gibi sıkıntı ve acı çekerek yaşama veda edenler mi yok olacaklar aramızdan?
Ne ona ne buna sahip olmak yetmiyor bu dünyaya çivi çakmak için. Çok fazla toprağı olanlar da bir gün toprak olacaklar!
“Az yaşa çok yaşa akibet gelir başa.”, “Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış.” Sözleriyle de ‘bir varmış bir yokmuş’ diye başladığımız yaşamlar sonlanmıyor mu?
Ne peygamberler, ne liderler, ne sanatçılar, alimler, ne oyuncular, meşhur isimler, ne hayatın içindeki isimsiz kahramanlar, anneler, sevgililer, evlat kalabiliyor bu yerlerde.
Ne imparatorluklar, ne devletler, ne asırlık çınarlar, ne yüzlerce yıllık kaleler-surlar, ne dağlar tepeler, ne okyanuslar sürekli değişmeden ve tükenmeden var olabiliyorlar bu gezegendeki ‘ömür’ denilen süreçte.
Hiç birimizin düşünmek istemediği ‘bir varmış bir yokmuş’ları daha sık hatırlarsak daha mı insanca yaşarız acaba? Biraz daha adil, merhametli, hırs yapmayan, çalmayan, kötülük etmeyen, acı ve zarar vermeyen, karşısındakinin de kendinden farkı olmayan bir insan olabileceğini düşünen bir insan oluruz? O zaman mı acaba hayatımızı ‘bir varmış bir yokmuş’lara dönüştürebilecek zararlardan kaçınırız? Sigaradan, alkolden, sinirden, öfkeden, stresten, şiddetten, ses yükseltmelerden, bencillikten, çalıp çırpmaktan, ‘hep bana’ mantığından, ‘kim ne yaparsa yapsın, benim gemim yürüsün’ felsefesinden, ahlaksızlıklardan, aldatmalardan, ikiyüzlülükten uzak dururuz?
“Bir varmış bir yokmuş”la başlayan hayatımızı ‘bir yokmuş’ kısmıyla sonlandırmadan önce neyi düşünmeli, ne yapmalı da bitecek, son bulacak bu ömrü daha iyi hale getirmeli, diye düşünüyorum da.
Herhalde okumak, düşünmek, araştırmak, erdemli ve faziletli olmak (herhalde artık bu kelimelerin anlamlarını bilenler de kalmadı), kim nereye çekerse onu savunmadan, aydın, hür, insanca yaşayabileceğimiz hayat için bilinçli olarak çalışmak ve doğru tercihlerle toplumumuzu da daha iyi günlere sürükleyebilmek için ‘bilmek’ ve ‘düşünmek’ gerekiyor. Lütfen düşünün! Bu dünyada sizin ‘bir varmış bir yokmuş’ diyeceğiniz neler geldi-gitti?
Gitmeden yapabileceğinizin en güzelini hem kendiniz, hem sevdikleriniz hem de toplum için yapın. Okuyun, öğrenin, kaliteli yaşamak için hayatınızdan zararlı bulduğunuz her şeyi çıkarın.
Sağlıklı, mutlu, özgür, insanca yarınlarda hep bir arada olmak dileğiyle…
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Bir varmış bir yokmuş ile başlıyor hayat.
Kimine uzun kimine kısa.
Hayat hep bir yokuş.
Kimine eğimli, kimine dik.
Bir varmış bir yokmuş ile başlar masallar.
İnsanlar da günler yaşarlar.
Ama az ama çok. Ama güzel ama kötü.
Sonu hep bir ‘bir yokmuş’ olan masallar.
İyi de olsan kötü de olsan,
Can da versen, canlar da alsan
Can da katsan, candan da sevsen
Kıymet de bilsen, hep kendinden de versen,
Çalsan ya çırpsan, hep kendine yontsan da,
Alkışlansan, yuhalansan da,
Hayat başladığı gibi bitiyor.
Bir varmış bir yokmuş.
Hayat kimine göre hep yarış.
Kimine göre dik bir yokuş.
Sonu hep yok oluş.
Herkes bu dünyada,
Bir varmış bir yokmuş.
Yorum: Ayuşegül TOKER