Aşk şarkıları dinlemekten başka aşka dair bir şey yapmayan, sevgisini kendince yazdığı birkaç özlü sözde yaşatmaya çalışan; dostluğu, arkadaşlığı, merhameti, yardımlaşmayı masal kitaplarında ya da çocuk kitaplarında görebilen bir nesil olduk. Her şey, her yer o kadar sevgiden, insanlıktan uzak hale gelmiş ve halen de gelmeye devam ediyor ki; ileriki yıllar, gelecek nesillere ne gösterecek düşünemiyorum.
Değil aşk ve sevgi, artık arkadaşlık, dostluk, yardımseverlik bile kalmamış ki. Akraba, akrabaya düşman. Kan davalı gibi. Daha fazla para ve mülk hesabından aileyi, akrabayı dinlemeyip, vurup öldürüyor. Yakınlarının işlerini yapmaktan, yardımcı olmaktan yüksünüyor. Kendisinden ricada bulunanı başından savmayı iyi bilecek kadar bencil.
Kim kimsenin iyiliğini düşünmüyor. “İyi kalpli” tanımlaması masallardaki hayali karakterlerde kalmış. Herkes, her yerde sinirlenecek, çatacak, hesap soracak durumda.Geçim şartları da doğal nedenler de, sağlıksız beslenme de, işsizlik de, coğrafi sorunlar, küresel ısınma, radyasyon, baz istasyonları, elektromanyetik aletler, teknoloji de suçlu bu işte. Hepsi birden insanların üzerine gelip, insanlığını elinden aldı. Artık herkes duygusuz, ruhsuz, sevgisiz, hayvandan da vahşi olabilecek bir yaradılışta ömür tüketiyor.
Sadece eski nesillerin, yaşı ellileri aşmış olanlarda kalmış sevmek, yardım etmek, merhamet etmek, dostluk, anlayışlılık gibi insani duygular. Dün konuştuğum birkaç kişiye sordum. “Şimdiki zamanda genç ya da çocuk olmak ister miydiniz? Çocuğunuzun yaşadığı hayatı yaşamak ister miydiniz?” diye. Hiç biri, yaşadığı zorluklara ve sıkıntılara rağmen bugünün gençlerinin, çocuklarının yerinde olmayı istemedi. Parasız da olsalar, ağır işlerde de çalışmış olsalar, ailelerinde sorunlar da yaşanmış olsa, onlar yine kendi çocukluklarını istediler. Nedeni neydi biliyor musunuz?
İnsanlık. Onlar çocukken sevmek, anlaşmak, paylaşmak daha da mümkünmüş. “Şimdikiler sevmeyi bilmiyor. Bencil, doyumsuz, hoyrat.”diyorlar.
Yazık. Yeni doğan ve doğacak olanlara acıyorum. her şeyin gün geçtikçe bozulduğu bu çirkinleştirilen dünyada ne gün görecekler? Güzel olarak neyi tanıyacaklar ki? Hepsi huzursuz, doyumsuz, istekleri bitmeyen, neye sahip olursa olsun mutlu olamayan insanlar olacaklar. Gelecekleri belli işte. Doyumsuz bir nesil geliyor. Sevmeyi bilmediği için hiçbir zaman sahip oldukları ile yetinmeyecek.
Yaşadığı dünyayı teknolojik ve ekonomik nedenlerle bozan, zarar veren, yok eden eski nesle düşman ama kendi dünyasında sağlıksız, hasta, çaresiz bir nesil olacak yeni kuşak. Yeni ortaya çıkmış ve çıkacak hastalıklara çare bulmaya çalışacak ama doğal olan her şeyi yok ettiği için, yok ettiklerinin verdiği zararla acı çekerek dünyadan ayrılacak. Yediği, içtiği, soluduğu her şeyden hasta olma ihtimali taşıyacak. Sağlıksız hayatın, sağlıksız ilişkileri ile ömür tüketecek bir nesil geliyor.
Keşke gelecekte değil, geçmiş yıllarda yaşasaydık. İşlerin daha zor, ağır ama yine de medenice, insanca, yardımlaşarak yapılabildiği, doğallığın hakim olabildiği geçmişte doğabilseydik keşke. Kendimizden sonraki, şimdiki zamanda değil; anneannelerimizin, dedelerimizin zamanlarında yaşayabilseymişiz.
Üzgünüm. Sahip olduğum üzüntüyü yeni nesillerle paylaşmamak ve onları da üzücü, acı dolu gelecekten korumak için uyarıyorum, yazıyorum, konuşuyorum, anlatıyorum. Ben doğmamış bebeğimi çok seviyorum ve onu bu çirkin dünyaya getirip, üzmemek için anneliği tatmak istemiyorum. Üzücü ama onun üzüldüğünü, mutsuz olduğunu görmek, annelik hissinin yaşatacağı mutluluğu siliyor.
Üzgünüm bebek. Her kimden dünyaya getiriliyorsan ve her nerede yaşama ilk soluğunu soluyor ve yaşatılıyorsan senin için üzülüyorum. Hiç güzel bir dünya bırakılmadı sana. Suçluyuz.
Hepimiz. Yaptıklarımızdan ve yaşattıklarımızdan!
Yorum: Ayşegül TOKER