Sürgüne Firar
Ateşten bir tebessümle korkarak yürüyordu, titreyen avuçlarını belli etmemek için ceplerine sokarak. Düşünüyordu, insanların hüzünlerini almıştı sanki vakit gece yarısı rüzgâr saçlarını okşuyor ama o aldırmıyordu. Yüreği bir serçenin yüreği gibi pır pır atıyordu, tedirgin ve kaygılıydı isyanı kaderine senfoni olmuştu sanki mehtaba koştuğu özgür günlerini düşlüyordu, barut kokan kaleminin suçunu çekecekti yazdığı gerçeklerin bedelini ödeyecekti yüreği patlamak üzereydi, çatışmalar başlamıştı içinde, soruyordu kendine bu korku niye? Ya dostlarından sevdiklerinden köpeğinden her şeyden ayrı kalacak, ya da şiirlerini göz nurlarını buz kalıbının içerisine koyarak donduracaktı. Öyleyse gerçekler neredeydi, korkuların arkasına niye gizlenilmeliydi, hani nerede özgürce göklerde uçan kartal olmak? Sürgün yüreğiyle birlikte yarınların getireceği bilinmez günlerin gebesi sanki bu gece, tek suçu gerçekleri, kalemiyle canlandırmak tek korkusu ise zindanlarda yaşamak, ya da vatanına hasret kalmak. İnce yol ayırımındaydı artık ya teslim olacak kendine verilen hükmüme boyun eğecek veya kaçacak vatan sevdasını özlemini içerisinde yaşayarak uzaklardan yazacak. Sabah saat 05:30 da onu almaya gelen arabaya binerek arkasına bakmadan gözü yaşlı terk etti vatanını. Yıllarca sürgün yüreğiyle yazdı, yazdı, yazdı.
Artık sıcak değildi avuçları terlemiyordu, harabeye dönmüş can evinde sıvası dökülmüş bedeniyle, özgürlüğü özleyemiyor, kendince yarattığı sevdalarına öykünemiyor. Gözü uzaklara daldı düşündü o günlerinin güzelliklerini, içinde ki yaralı kuşkanatlarında vatanını, dağlarını insanlarını aşklarını tüm doğasını düşünmek güzeldi. Her şeyi güzeldi vatanının her şeyi. Kapanırken sonsuzluğa gözleri, son kez kıpırdayan yüreğinin sadece özlem vardı derinliklerinde….
Yorum: Belman AYDOĞAN