GİRDAP....
Annesinin kucağına verildiğinde, minicik bir bebekti saydam tertemiz yenidünyaya açmış gözleriyle, ter içerisinde kalmış annesinin gözlerinden ise sevinç gözyaşları akmaktaydı, babasının tuttuğu minik elleriyle birlikte hayata tutunmaya karar vermiş gibi bakmaktaydı etrafına.
İşte Ayşe’nin hayatı bu şekilde başlamıştı nice Ayşeler gibi. Su gibi akıp gitmişti yıllar Ayşe büyümüş genç kız olmuştu, o sıralarda annesinin ve babasının arasındaki gerginliklerde çoğalmış ev dayanılamayacak şekilde huzursuzlaşmıştı. Ayşe’de evin bu soğukluğundan tartışmalardan kurtulmak için çareyi arkadaşının evine kaçmakla buluyordu.
Anne ve babasının Ayşe’nin bu ruh halinden haberleri bile yoktu, kendi dünyalarının içerisindeki çıkmazlarla boğuşuyorlardı. Ayşe zamanla okula da gitmemeye başlamıştı, arkadaşlarına takılıyor okul çıkış saatine kadar dışarılarda vakit geçiriyor eve dönüş saatinde evine ulaşıyordu, kapıyı açan annesinin sadece babasıyla ilgili konuşmalarından başka bir şey sormadan Ayşe’ye odana git üstünü değiştir gibi olağan iki sözden başka bir şey söylemiyordu. Ayşe her zaman ki gibi odasına giriyor yatağa oturuyor için için ağlayarak ailesine neler olduğunun kendince sorgusunu yapıyordu. Dertleşemiyordu bile annesiyle, annesini arıyor ama bulamıyordu küçücük yüreğinde babası ise eve geç vakit geliyor bir şey demeden odasına giriyor ardından sabahın ilk ışıklarına kadar sadece odadan annesiyle babasının bağırışlarının duyulduğu saatler geçiriyordu evinde.
Rutin günler böylece geçiyordu, Ayşe ise kendi dünyası içerisinde kaybolmaktaydı, kimse farkında bile değildi Ayşe’nin yok oluşunun. O yılsonu Ayşe sınıfta kalmıştı öğretmenlerinin tüm çabaları boşa gitmişti defalarca anne ve babasını çağırmalarına rağmen maalesef anne ve babası bir kez bile okula gitmemişlerdi. Yuvaları yıkılmış hepsi bir yere dağılmışlardı Ayşe annesinin yanında kalmıştı, babasıyla ise sadece haftada bir gün görüşme izini çıkmıştı, oysa Ayşe babasını özlüyordu çocuksu masumiyetiyle annesine her defasında babasından söz etmeye kalksa annesi her seferinde sana babalık mı yaptı? Ben senin için saçımı süpürge ettim diyerek geçiştiriyordu Ayşe’nin yakarmalarını, babasıyla da görüşme günleri seyrekleşmişti artık Ayşe ise gençliğini yaşayamadan büyüyordu.
Acılarla pekiştirdiği duyguları başka arayışlara geçmişti, bir gün arkadaşının doğum günü kutlamasında tanıştığı genç Ayşe’nin arayışlarına cevap vermiş aralarında arkadaşlık başlamıştı.
O yaz mevsimini her gün birlikte geçirmekteydiler nasıl olsa evden çıkarken ona nereye gidiyorsun diye soran kimse yoktu Ayşe de rahat rahat istediğini yapıyordu, sonu gelmeyen girdaba doğru yol alıyordu.
Annesi kendi hayatının içerisinde kıvranırken babası ise çoktan yeni bir evlilik yapmış, yeni eşiyle kaybettiklerini bulmaya çalışıyordu, Ayşe’de içinden çok güvendiği sandığı erkek arkadaşıyla hayatını sürdürüyordu. Yaz sonu Ayşe arkadaşıyla birlikteliğini aynı evde de sürdürmeye başlamıştı, okulların açılması Ayşe’ye bir yenilik getirmemişti zaten okulu bırakmaya ve iş bulup çalışmaya karar vermişti, annesine bu konuyu açtığı zaman annesi sanki gizli bir sevinçle onaylayarak zaten geçim sıkıntısı çektiklerini çok iyi olacağını söylemişti. Ama Ayşe’ye nerede çalışacaksın ne iş yapacaksın gibi soru sorma gereksinim bile duymamıştı.
Ayşe iş bulmak için her gün evden çıkıyor, akşamına ise hüsranla evine gidiyor evine gitmeden öncede sevdiği kişiye uğruyor akşamın geç vaktine kadar onun şefkatli sözleriyle zamanını geçiriyordu. Eve dönüşünde annesi sanki işten geliyormuş sansın diye iş bulamadığını söyleme cesareti olmadığı için arkadaşının verdiği parayı annesine götürüyordu. Bir gün arkadaşının evine yine aynı yorgunluk ve umutsuzlukla giden Ayşe evde arkadaşının erkek arkadaşlarıyla karşılaşır, tanışma merasiminden sonra hep birlikte içki içip sohbete dalarlar vakit gece yarısını geçmiştir arkadaşı burada kal diye ısrar eder, Ayşe biraz çekinse de alkolün etkisiyle kabul eder, nasıl olsa annesi onun yokluğunun farkına bile varmayacaktır, varsa da bir yalan söyleyecektir çoğu zaman yaptığı gibi en kolay şey yalan.
Gecenin sabahında Ayşe uyandığı anda yanında farklı bir erkek yatmaktaydı, arkadaşının en yakın arkadaşı yanındaydı, şaşırdı korktu çığlık atarak kalktı ama ne çare arkadaşı odaya girdiği zaman Ayşe onun yüzündeki ifadeyi ömrü boyunca unutmayacaktı. Arkadaşı niye bağırıyorsun diye üzerine yürümüştü Ayşe nasıl olur biz seninle sevgiliyiz hani evlenecektik diye sızlansa da arkadaşının verdiği cevap tokat gibi yüzüne geldi sen ne sanıyorsun beni sana bu güne kadar verdiğim paraları ödeme zamanın gelmişti bundan sonra benimle çalışacaksın yoksa seni sokağa atarım aç kalırsın annene filan güvenme baban zaten seni hayatından çoktan çıkarmış diye söylenmekteydi. Ayşe çaresiz olarak erkeğin yanında çalışmaya başladı, ailesinin haberi bile yoktu yaşadıklarından ve yaşamaya maruz kaldıklarından.
Bir gün çalıştığı ev basıldı, polis Ayşe’yi aldı yaşı küçük olduğu için annesini çağardı karakola, karakolda kızını sanki ilk defa görüyormuş gibi bakan şaşkın anne ve artık her şeyin faydasızlaştığı hayatın geri yarısındaki Ayşe, aylar sonra ilk kez kızıyla karşı karşıya gelen baba ve….
Boş gözlerle onlara bakan kızları, sorgulamalar hesaplaşmalar bağırışlar akıtılan gözyaşları çaresizliğin en büyük göstergesiydi, kayboluş….
Uzun bir süre sessizce ailesinin yıllar öncesi gibi gürültüsünü dinleyen Ayşe öyle bir çığlık attı ki başta görevli polisler dahi olmak üzere anne ve babası buz kesmiş gibi Ayşe’ye döndüler, Ayşe akan gözyaşlarını eliyle silerek doktor raporunu masanın üzerinden alıp ailesine uzatarak onların şaşkınlıkla irileşmiş gözlerinin içerisine bakarak, bu gün farklı bir acıyı tadıyorum, yılarca tattığım acılara katmerleşmiş olarak, şimdi susarak büyüyen çığlıklarımla size soruyorum, hani benim düşlerim nerede? Nerede büyüyemeden yok olmuş gençliğim? Elinize ne geçti beni yok ettiniz……..
İşte aile olmak …… Tertemiz sayfa bizim çocuklarımız, üzerlerine ne yazarsak ileride o yazdıklarımızı okuruz….
Yavrularımızla birlikte aydınlık günlere…..
Yorum: Belman AYDOĞAN