BİR TUTAM SEVGİ YETER..
Takvim yaprağının hangi günü gösterdiğini bilmeden gözümü açtım dünyaya, beşkardeş olarak. Adımı dahi bilmemekteydim, nasıl çağırırlarsa o adım olacaktı, ben dört ayaklı ve tüylü olarak geldim hayata, güçlü sezgilerimle anneme sıkı sıkı sarılarak yaşamaya merhaba dedim. Çabuk büyüdüm, doğam gereği çabuk yürüdüm, ama bir süre sonra annemden ayrıldım ayırdılar bizi beni hiç tanımadığım bir yuvaya verdiler dünyaya gözümü açtığım evin sahipleri, çok kalabalıklardı ama bir bana yer bulamamışlardı evlerinde. Gittiğim evin küçük çocukları vardı beni hemen sevdiler, annesi ve babası yavrularına beni hediye etmekten çok mutluydular, adımı çomar koydular, çocuklar sürekli bana sarılıyor ve benimle oynamak istiyorlardı, çünkü ben onların küçük dünyalarında bir oyuncaktım hemde canlı oyuncak.
Bende onların bu isteğine karşılık veriyordum, yeni evime yeni arkadaşlarıma alışacaktım, mutlu olmaya çalışacaktım, zaman zaman zorlansam da başka çarem yoktu tutunduğum tek umuttu o ev, eğer onları üzersem beni sokağa atarlardı, korkardım üşürdüm aç kalırdım. Nereyi gösterirlerse orada yatacaktım zaman zaman sızlansam da onların dediklerini yapmak zorundaydım. Koşulsuz kabul edecektim, onlar bunun adını eğitim koymuşlardı. Bizim korkularımız insanlar için eğitim oluyordu.
Günlerimiz hoşnut geçmekteydi mama kabında yemeğimi yerdim su kabından suyumu içerdim doktorumun kontrolleriyle sağlığıma özen gösterilirdi, çünkü benim sağlıklı oluşum aileninde sağlıklı oluşuymuş tüylerimden veya hastalıklarımdan onların zarar görmemeleri için çok önemliymiş, aslında benimle birlikte kendilerini de güvence altına alıyorlardı.
Sabahları yaz kış demeden sokağa çıkıyorduk tuvaletim için akşamlarıda aynı şekilde sürüyordu, çocuklar beni öpmeye kalksalar veya biraz fazla sevmeye kalksalar anne ve babası hemen fazla sokulmayın yerlere sürüyor her yerini diye uyarıyorlardı, oysa bende onlar kadar temizdim ben kendimi temizleyebiliyordum.
Alışmıştım yuvama ve yuvamın koşullarına onlara sadık olarak yaşıyordum dostlarını seviyor dost yüzlü düşmanlarına ise tepkimi veriyordum ama onlar anlayamıyorlardı bazılarda bende korkuyorlardı hemen soruyorlardı ısırırımı diye niye ısırayım durduk yerde canımı yakmazlarsa, ben ve benim gibiler dosttuk sırdaştık bizler neler görürdük neler hissederdik ama kimse bizi ciddiye almazlardı, bizde için için ağlardık kimse görmezdi.
Bir gün baba eve geldi tayinin çıktığını söyledi yeni yerleşim yerine taşınacaklardı, fakat beni götüremeyeceklerdi çocuklar çok ağlasalar bile babası ve annesi ısrarla olamayacağını anlatıyorlardı bende korkuyla sindiğim yerden kaçınılmaz sonumu merak ederek onları seyrediyordum, gitme vaktim gelmişti ama nereye?
Birkaç gün sonra beni barınak dedikleri yuvaya götürdüler benim gibi birçok arkadaşım vardı terk edilmiş kafeslerde yaşıyorlardı, benimde serüvenim başlıyordu artık, ağlayarak beni oraya bırakıp gittiler benim gözyaşlarımı fark etmeden. Kafesimde kendimce alışmaya çalışıyordum yeni koşuluma, bekliyordum belki birileri beni sahiplenir diye, küçücükten alıştığım ailem dediğim kişilerden çok uzakta bir yerdeydim artık, acıyordu içim, uzaklara dalıp sadece beklemekteydim.
Bir gün birileri geldi barınağı dolaştılar yüzlerce arkadaşımın bağırışları arasından beni gördüler, kucaklarına aldılar ben sevinçten deliye dönmüş olarak onlara tüm sempatimi sergilemeye çalışıyordum beni beğenip alsınlar diye, başardım beni aldılar kucaklarında yeni yuvama doğru yol aldım şanslıydım onca arkadaşımın arasında sahiplenilmiştim.
Kendime söz verdim hiç kimseyi üzmeyecektim ve alındığım evde mutlu olmaya çalışacaktım başka yolum yoktu, önce adımı değiştirdiler adım boncuk oldu öyle çağırılıyordum, daha sonra düzenimi, gençti yeni sahiplerim, yıllarca o evde yaşadım yaşlanasıya kadar yanlarında kaldım, bazen dert ortakları oldum birbirleriyle kavga ettikleri zaman beni severek şikâyet ediyorlardı yaşadıklarını, kimi zaman gözyaşları akardı tüylerime ıslanırdım, mutlu oldukları zaman attıkları kahkahalara kapılıp onların ayaklarına sarılarak bende eşlik ederdim, ben ne ihanetler gördüm, ne sadakatsizliklere tanık oldum, ne sahte yüzlerin gülümsemelerindeki kıskançlıkları gördüm, ama sevdim çok sevdim bana sahip çıkan kişileri hiç yarı yolda bırakmadım tuvaletim geldiği zaman bile tuttum onların evini kirletmedim. Üzmedim hiç dostluğumdan ödün vermedim köpek diye küçümseseler bile hiç alınmadım. Yeri geldi başarılarına da ortak oldum.
Asla ihanet etmedim yarı yolda bırakmadım sadece sevgi istedim…..
Şimdi soruyorum sizlere, bu hayatta bizlerden daha iyi sadık dost bulabilirimsiniz? Niye bizi sevmezsiniz? Niye sevmediğiniz insanlara bizim adımızla seslenirsiniz? Biz sizler ne verirseniz onları yeriz size sonsuz güveniriz sizler niye bizlere güvenmezsiniz? Hep bizlere korkuyla gelirsiniz, dükkânlarınıza bizleri alırsınız müşteri çekelim diye işiniz bittiğinde de sokakta bırakırsınız, yazları evlerinizde rahat yaşamak için bizleri alırsınız işiniz bittiğinde bizleri sorgusuzca terk edersiniz, zevkleriniz uğuruna bizleri önce baş tacı yaparsınız sonrada baş aşağı bırakırsınız, biz sokaklarda da yaşarız kimseye zarar vermeyiz çünkü biz doğanın dengesiyiz. Peki, siz nesiniz insanoğlu? Doğayı siz bozarsınız, düşmanlık sizde kin sizde hırs sizde, iyilik, kötülük sizde birbirinizi yok etme sizde, nankörlük sizde dehşet vahşet sizde…
Bizim sizden tek bir isteğimiz var hayata tutunmak için sadece sevgi…Niye bizden bu güzel duyguyu esirgersiniz….
Hayvanları sevmek kendini sevmekle eş değerdedir. Sevgiyle kalalım, dostlarımıza yürek kapılarımızı açalım.
Sadık dostlarımıza…….
Yorum: Belman AYDOĞAN