Vakit çok geç oldu, eskitilmiş yalnızlığımla baş başa kaldım bu hayatta, tek başına boş çerçeve gibi. Her genç gibi zamanında çok sevdim sevildim, mutluluğu tattım, acıyı da yaşadım ama hiç pişmanlık duymadım.
Anılarımla baş başa yazdıklarım yanıma kar, yaşamaktayım ömrümün geri kalan yarısını, beklentilerim düşlerimle birlikte kırılganlık boyutunda, zaman nede çabuk tüketti beni bizi, dalından koparılmış meyve gibi tazeliğini yitirmiş gençliğim, yıllarıma hesap sormak isterdim seni benden koparan yıllarıma, en güzel çağımda seni kaybettim elimde yavrumla kalakaldım ortalarda, nasılda mücadele vermişim o zamanlarda nasılda baş koymuşum yaşamak için her türlü çabaya boyun eğmeden sadece geçinebilmek pahasına.
Büyümüştü kızın gelinlik çağına gelmişti, okumuştu avukat olmuştu ünlenmekteydi artık, bu arada onunda hayatına birisi girmişti kendi gibi avukat âşıktı tıpkı benim sana olduğum gibi, evlendi mutluydu ya da ben öyle sanıyordum bilmiyorum şimdi onu sorgulama zamanı değil, hamile kalmıştı heyecanlıydı anne olacaktı tıpkı benim ona hamile kaldığım zamanki yaşadığım heyecanın aynısı gibiydi, telefonda sesi kuş cıvıltısı gibiydi bana sürekli senin gibi anne olacağım söz veriyorum sana, canım annem diyerek anlatmaktaydı sevincini heyecanıyla birlikte karmakarışık duygularıyla.
Akşam eşine sürpriz yapacak, bu yaşadığı mucize duyguyu baba adayıyla paylaşacaktı, o yüzden erken eve gitmeye karar verdiğini yazıhanesinden erken çıkacağını söylemişti, ardından da merak etme annem yarın sana anlatırım diyerek kapattı telefonunu.
Her şey o gece gelen acıyla değişmişti bitmişti hayaller yok olmuştu heyecanlar, evinde kocasını büyük özlem ve sevgiyle müjdesini verecek olmanın hazzıyla bekleyen kızımız, gelen telefonla şoka girmişti, eşi evine gelirken trafik kazasına kurban gitmişti hemen oracıkta can vermişti daha yirmi yedi yaşında…
Şok acı ve ardından gelen bir sürü felaketler, sabahın erken saatinde aldığım telefonla darmadağın olmuştum, hemen adresi verilen hastaneye koşmuştum, küçücük kızım yatmaktaydı yatakta uyuyordu doktorlar uyutmuşlardı acısı hafiflesin diye. Acıların en büyüğünü yaşamaktaydık, kızımız gözünü açtığı an tek söylediği kocasının adı oluyordu ve sonra yine kapanıyordu gözler, cenaze töreni kızımızı sakinleştirmeye çalışan doktorunun iğneleriyle geçti.
Karnında bebeğiyle birlikte yeni hayatına alışmaya çalışacaktı, başka şansı yoktu sorumluluğu vardı bebeği... Sevdiğinden ona kalan emaneti tıpkı senin bana bıraktığın emanet gibi.
Günler geçti kızımız toparlanmaya çalışsada buralarda barınamadı, benim desteğimde fayda sağlamadı, yavrusunu doğurduktan sonra yurt dışına gitti temelli, kendisini ve torunumu benden ayırarak. Hayatımın bana ikinci sunduğu ayrılıktı bu, ilki sen ikincisi kızım torunum, ben yine yalnızdım.
Yıllar geçti kızımla mektuplarımız ve birkaç telefon görüşmelerimizden başka elimde bir şey kalmamıştı, kendine yeni düzen kurduğunu ve oradaki koşullara uyum sağladığını torunumun büyüdüğünü okulunda başarılı olduğunu ve bir sürü günlük hayatın getirilerini anlatan telefonlar ve yazılar. Gelmeyi hiç düşünmüyordu bana da bir kez olsun gel bizi gör diye teklifte de bulunmadı, bende kendisine özlediğimi söyleyemedim. Artık yaşımda çok ilerlemişti, kendime yetemez olmuştum, kimsem de yoktu sende gitmiştin yıllar önce, yalnızlık zordu emekli maaşımdan başka bir şeyim yoktu, artık gitme vaktim gelmişti yaşlılar evine gitme vaktim…..
Şimdi buradayım huzur evinde, kızımıza telefon açarak yerleştiğim huzur evinin telefonunu verdiğim halde bir kere bile aramadı canım, sakın yanlış anlama kızmıyorum sadece senle dertleşiyorum, sana da yazmasam canım sıkılıyor başka bir şey gelmiyor elimden, eskisi gibi üretemiyorum da eskiden ne güzel mezarının başında seninle dertleşirdim, sanki sen bana oralardan yol gösterir gibiydin, bende o inançla daha sıkı sarılırdım hayata şimdi ise senin mezarına bile gelemiyorum getirenim yok nasıl acaba mezarın ilgilenende yok be canım, ama bekle az kaldı ben kendim geliyorum sana hemde tüm saydamlığımla bıraktığın gibi.
Vasiyet ettim bir gün kızımız torunumuzla buralara gelir beni ararlarsa beni onlara hatırlatacak bu mektupları onlara vermeleri için saklamalarını ısrarla rica ettim yönetime onlarda kabul ettiler ne yapsınlar, bayramlar geçti canım, yılbaşları geçti günler geçti mevsimler, yıllar geçti ve ben sürekli camımın önünde seninle dertleştim sevdiğim…
İçimdeki duygu bu son mektubum olduğunu söylüyor ısrarla, sanırım yanına gelmeme az kaldı… Ben kızımıza, senden aldığım güçle onurlu kişilik ve soyadı, yaşama karşı ayakta durabilme, mücadele edebilme gibi ilkelerle dolu orman bıraktım sevdiğim, diliyorum ki kızımız o ormanda bir ağaç olabilsin…
Hoşcakal gençliğim sevdiklerim, heybemde dolu anılarımla birlikte tükettiklerim….
Yorum: Belman AYDOĞAN