Gelinen Nokta
“Askeri ve siyasal başarılar ne derece büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça yok olup gitmeye mahkûmdurlar.”
Bu söz dünyanın en büyük devletlerinin işgaline uğrayan bir coğrafyada onlara meydan okuyarak Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuran Mustafa Kemal Atatürk’e ait.
İşte bu başarıyı kalıcı hale getirmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun ilk 10 yılında büyük atılımlar gerçekleştirmiş ekonomik bağımsızlığını kazanmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmıştır.
Dünden bugüne Türkiye’nin iyisiyle kötüsüyle yaşadıklarını, geçirdiği süreçleri az çok hepimiz biliyoruz.
Savaşlar, darbeler, siyasi tavizler…
Ancak ne yazık ki ekonomik zafer kazanmak için yola çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin gelinen noktada içinde bulunduğu durum hiç de iç açıcı değil.
Yüksek miktarda borcunun yanı sıra, kronikleşmiş sorunları var.
Ancak,
Ekonomik problemlerini çözmeden başka problemleri çözmeye kalkmak veya problemmiş gibi gösterilen konular üzerinde enerji harcamak bize ne kadar yarar sağlar pek emin değilim.
Sonra, içinde bulunduğu durum belli olan Türkiye Cumhuriyeti, yakın tarihinde gerek Amerika’ya, gerek Avrupa ülkelerine çeşitli defalar restler çekmiş, ancak ekonomik bağımsızlık konusunda sıkıntılı olması sebebiyle bunların çoğunu sineye çekmek zorunda kalmıştır.
Apo’yu saklayan İtalya,
Ermeni soykırımını tanıyan Fransa,
Ve cumhurbaşkanına “Van Münit” dediğimiz İsrail örneklerinde olduğu gibi restlerimiz hangi hükümet zamanında olursa olsun anlık olmuştur.
Bir de işin insan boyutu var;
İnsanlar ekonomik özgürlüklerine kavuşamamışlarsa,
Ve de ekonomik özgürlüğe kavuşmaları günden güne daha zor bir vaziyet alıyorsa,
Ortaya çıkacak olumsuz sonuçlar kaçınılmaz oluyor.
Ekonomik bağımlılık insandan ilk önce özgür düşünme ve özgür hareket etme özelliğini koparıp alıyor.
İnsanı sağlıksız düşünmeye iten bu durum kimilerini toplum dışına itiyor, kimilerini de uğraşılmaya değmez insan grubu içine atıyor.
Sıkıntısı olan insanlar 365 derecelik dönüşlerle farklı görünme çabası içine girebiliyorlar, kendileriyle çelişir bir hal alıyorlar.
Menfaat ilişkileri insanların hayat tarzlarını şekillendiriyor.
Umutları tükenen, zamanları daralan, yıllarca zengin olma özlemiyle yanıp tutuşan bu insanların hayal kırıklıkları onları saldırganlaştırıyor.
Bahsetmek istediğim şey zengin insan, fakir insan ayrımı değil elbette.
Konumuz kendine yeten ve kendine yetemeyen insan tipleri.
Çünkü zenginlik parayla değil, kendine yetebilmekle ölçülmeli.
Tıpkı kendine yeten ve kendine yetemeyen devletler gibi.
Tabii ki iş bu noktaya gelince yapılacak pek bir şey kalmıyor.
Yapacağımız tek şey kendi halimize şükretmek, umutsuzlara bol şans dilemek ve uğraşılmaya değmez insan tipleri listemizi belirlemek.
Yorum:Tayfun Sırman